Son zamanlarda, DM üzerinden bana ulaşan kişilerden, “mahrumiyet bedeli” adı altında hukuk büroları tarafından kendilerine icra takibi başlatıldığına dair şikayetlerin arttığını gözlemliyorum. Görüşme amacıyla arandıklarında ise, bu taleplerin karşılanmaması halinde dava açılacağı ve ayrıca vekalet ücretiyle karşı karşıya kalınacakları yönünde uyarılar yapıldığı ifade edilmektedir.
Trafik kazalarında eğer kusur sizdeyse, karşı tarafın aracının tamir süresi boyunca oluşan gelir kaybı (örneğin araç ticari taksiyse) veya ulaşım giderleri gibi kalemler, kusur oranınıza göre sizden talep edilebilir. Bu tür kazaya bağlı dolaylı zararlar, zorunlu trafik sigortasının kapsamı dışında kaldığından, ödemeyi cebinizden yapmak durumunda kalabilirsiniz.
Bu tür zararların hesabında belirli bir ölçüt bulunmamaktadır. Eğer araç hususi (özel) kullanıma aitse, zarar, benzer nitelikte bir aracın günlük kiralama bedeli üzerinden ve onarım süresine göre hesaplanmalıdır. Ticari araçlarda ise, kazanç kaybı günlük ortalama kar tutarı dikkate alınarak belirlenmelidir. Nitekim mahkemelerde görevlendirilen bilirkişiler de bu ölçütlere göre hesaplama yapmaktadır.
Öte yandan, bazı hukuk bürolarının, yalnızca onarım bedeli ve değer kaybı talepleri için aldıkları vekâletnameleri kullanarak, mahrumiyet bedeli talebinde de bulundukları iddiaları da dolaşıyor. Vatandaşların çoğu, bu bedelin kendi adlarına talep edildiğinden hatta tahsil edildiğinden haberdar dahi olmadıkları iddia edilmektedir. Eğer böyleyse vatandaşın karşı tarafla doğrudan temasa geçerek oyunu bozmasını önerebilirim.
Aslında bu tür talepler, kasko sigortası kapsamında yer alan “ihtiyari mali mesuliyet teminatı” ile karşılanabilir. Ancak uygulamada, bu giderleri teminat altına alan bir sigorta şirketine şu ana kadar rastlanmamıştır. Konuştuğunda da neden sigortacılık büyümüyor oluyor. Ölçülebilir her risk fiyatlanabilir, bu da sigortacılığı geliştirir, yeter ki aktüeryal temelli bir fiyatlama olsun.