Türkiye’de, aracın sürüş güvenliğine veya mekanik bütünlüğüne herhangi bir etkisi bulunmayan onarım ve parça değişimlerinin, tüketici algısı nedeniyle “değer kaybı” olarak değerlendirilmesi hem teknik hem de mantıksal açıdan ciddi tartışmalara yol açmaktadır. Bu durum, hasar onarımlarına ilişkin piyasa yaklaşımının rasyonalite ile ne ölçüde uyumlu olduğunu sorgulamayı gerektirir.
Nitekim, şahsen yaşadığım bir örnek bu çelişkiyi somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Eski aracımı satmak üzere arabam.com’un “Trink Sat” platformu üzerinden işlem yaptım. Tüm geçmiş hasar bilgilerini (ön ve arka tampon ile sol çamurluk değişimi) eksiksiz olarak sisteme girerek makul bir fiyat teklifi aldım. Ancak ekspertiz sonrası tekliften 25.000 TL indirildi. İndirimin gerekçesi olarak “bağaj kapağındaki küçük bir göçük” ve “tampon demirinin değişmiş olması” gösterildi. Göçük makul bir gerekçe sayılabilse de, tampon demirine ilişkin eleştiri teknik olarak hatalıdır. Söz konusu kazada eğilen demirin onarılmasını değil, orijinal parça ile değiştirilmesini bizzat talep etmiştim. Zira onarımın, çarpışma anında yeterli mukavemet sağlayamayacağı ve ileride daha ciddi bedensel zararlara yol açabileceği açıktı. Sigorta şirketi de talebimi haklı bularak orijinal parça ile değişimi gerçekleştirmişti. Buna rağmen ekspertizin şu yorumu dikkat çekiciydi: “Keşke onarım yaptırsaydınız, ek değer kaybı oluşmazdı.”
Bu yaklaşım, hem mühendislik prensiplerine hem de sigortacılığın temel “güven ve koruma” işlevine açıkça aykırıdır. Güvenlik için yapılan doğru bir işlem, piyasa davranışları sonucunda “değer kaybı”na yol açıyorsa burada ciddi bir kavramsal yanlışlık söz konusudur.
Uluslararası uygulamalara bakıldığında, özellikle ABD gibi pazarlarda, ikinci el araç satışlarında değişen parça veya boya varlığına bu ölçüde önem atfedilmediği görülmektedir. ABD’de kaldığım dönemde aracımı satarken, alıcıların odaklandığı temel unsurlar mekanik aksamın durumu, motor ve şanzıman performansı gibi aracın işlevselliğini doğrudan etkileyen kriterlerdi. Parça değişimi veya boya varlığına ilişkin herhangi bir sorgulama yapılmamış, bunun yerine aracın teknik yeterliliği ve bakım geçmişi esas alınmıştır.
Dolayısıyla, Türkiye’de hâkim olan “değer kaybı” anlayışının hem hukuki hem de teknik yönden yeniden ele alınması elzemdir. Bu bağlamda, Türkiye Sigorta Birliği ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) tarafından yürütülecek, kamuoyunu bilgilendirici kampanyalar (örneğin televizyon spotları, dijital medya içerikleri) ile tüketici algısının rasyonel bir zemine oturtulması, orta ve uzun vadede sektörel istikrar açısından büyük önem arz etmektedir.