Maddi Tazminat Taleplerinde KDV Hususu

Güncelleme Tarihi: 25/03/2026

Türk Ticaret Kanununu (TTK)’nın hükümleri uyarınca, sigortacı, sigorta ettiren veya sigortadan yararlananın uğradığı gerçek zararı tazminle yükümlüdür. TTK m. 1409’e göre sigortacı dayanakları gösterilmiş gerçek zarar tutarından sorumludur. Gerçek zarar ilkesi, zarar görenin malvarlığını haksız fiilin meydana gelmesinden önceki duruma getirmeyi amaçlamıştır.

Bilindiği üzere sınai ve ticari işletmelerde çıktılar (satış) üzerinde alınan Hesaplanan KDV’den girdiler (hammadde/ticari mal) üzerinde ödenen İndirilecek KDV tutarı mahsup edilip aradaki fark, işletme içinde yaratılan katma değere denk düşen kısım, ödenecek KDV olarak ilgili vergi dairelerine ödenir.   

1. KDV Mevzuatı

3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun;

-1/1’inci maddesinde; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu,

-20’inci maddesinde, teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu, bedel deyiminin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan ya da bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği,

-24’üncü maddesinin (c) bendinde de; vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzer adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin KDV’sinin matraha dahil olduğu

hüküm altına alınmıştır.

08/08/2011 tarihinde yayınlanan 60 nolu Katma Değer Vergisi Sirkülerinde sigorta tazminatlardaki KDV’ye ilişkin şu hüküm yer almaktadır.

“1.2. Tazminatlar

1.2.1. Herhangi bir teslim veya hizmetin karşılığı olarak ortaya çıkmayan tazminat ve benzeri ödemeler prensip olarak KDV’nin konusuna girmemektedir.

Bu kapsamda, işin sözleşme şartlarına uygun yapılmaması, işin verilen süre içerisinde tamamlanmaması, sözleşmenin feshedilmesi gibi nedenlerle tazminat, cayma bedeli vb. adlarla yapılan cezai şart mahiyetindeki ödemeler herhangi bir teslim veya hizmetin karşılığı olmadığından KDV’nin konusuna girmemektedir.

Buna göre;

(3) Bir teslim veya hizmetin karşılığını teşkil etmeyen veya buna bağlı olarak ortaya çıkmayan sigorta tazminatları KDV’nin konusuna girmemektedir. Bu durumda, sigortalının hasar gören eşya için sigorta şirketinden aldığı tazminat için KDV hesaplanması söz konusu olmayacaktır.

Ancak, sigortalı mükellefin hasar gören eşyayı tamir ettirerek, adına düzenlenen faturaları ibraz etmek suretiyle tamir bedelini sigorta şirketinden tahsil ettiği durumda, sigortalının, sigorta şirketi adına yaptığı ve KDV’ye tabi olan masrafların aynen sigorta şirketine yansıtılması için fatura düzenlenmesi ve KDV hesaplanması gerekmektedir.”

Maliye ve Hazine Bakanlığının 16.09.2002 tarih ve 037987 sayılı Muktezasında, 213 sayılı VUK un 229 ncu maddesi uyarınca satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığını göstermek üzere emtiayı satan veya iş yapanın fatura düzenleyip müşteriye vermesinin mecburi olduğu, ticari kazancın tespitine ilişkin olarak yapılan harcamalara ait belgenin teslim veya hizmet yapılan ve bunun karşılığında borçlananlar adına düzenlenmesi gerektiği, buna göre hasar göre iktisadi kıymetin hasarının sigortalı tarafından giderilmesi ve buna ilişkin bedelinde sigortalı tarafından ödenmesi durumunda faturanın sigortalı adına düzenlenmesi gerektiği, bu durumda, sigortalının hasar gören iktisadi kıymetin zararının telafisi için piyasadan yaptığı alımlarda ödediği KDV dahil bedelin, KDV mükellefi sigortalı tarafından yansıtma faturası düzenlenerek sigorta şirketine aktarılması ve KDV ye tabi bu masrafların aktarılması için de faturada KDV’nin ayrıca gösterilmesi gerektiği, yansıtma faturası düzenlemesi istenmeyen diğer sigortalılar da ise sigorta şirketlerinin belgeye dayalı olarak KDV dahil bedel üzerinden ödeme yapacakları tabi olduğu belirtilmiştir.

Sigorta tazminatları kural olarak KDV’nin konusuna girmez. Bununla birlikte ayni tazminat söz konusu olduğunda, yani zararın aynen iade, onarım veya değiştirme yoluyla giderildiği durumlarda, ortaya çıkan zarar tutarı KDV dâhil olarak sigorta şirketi tarafından ödenmesi gerekmektedir.

Sigorta şirketleri KDV mükellefi olmadığından, bu kapsamda ödedikleri KDV tutarlarını başka bir vergiden mahsup etme imkânına sahip değildir. Dolayısıyla sigorta şirketleri açısından ödenen KDV tutarları indirilebilir bir vergi değil, doğrudan gider niteliği taşımaktadır.

Gerçek usulde Gelir Vergisi mükellefi olan kişiler ile Kurumlar Vergisi mükellefi olan işletmeler bakımından, araç hasarının onarılması için düzenlenen faturanın kendi adlarına tanzim edilmesi hâlinde farklı bir vergisel sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu durumda mükellefler fatura bedelini gider olarak kaydedebilmekte; faturada yer alan KDV tutarını ise İndirilecek KDV olarak faaliyetlerinden doğan satışlar üzerinden hesapladıkları KDV’den indirim konusu yapabilmektedir.

Ancak ilgili sirküler kapsamında bu tutarların bir yansıtma faturası ile sigorta şirketine yöneltilmesi hâlinde, tahsil edilen tazminat tutarı gelir olarak kaydedilmektedir. Bununla birlikte, faturada yer alan KDV tutarı da bu kez hesaplanan KDV olarak tahakkuk ettirilmiş olacaktır.

Bu durumda muhasebe açısından, daha önce gider olarak kaydedilen tutar kadar gelir yazılmış; indirilecek KDV olarak kaydedilen tutar kadar hesaplanan KDV yazılmış olacaktır. Dolayısıyla söz konusu işlemin işletme açısından nötr bir etkisi ortaya çıkmaktadır.

Gerçek kişiler bakımından durum biraz farklıdır. Gerçek kişiler KDV Kanunu kapsamında KDV’yi indirim konusu yapma imkânına sahip olmadıklarından, onarıma ilişkin faturanın aslının sigorta şirketine ibraz edilmesi hâlinde KDV dâhil tutarın sigorta şirketi tarafından karşılanması gerekmektedir.

2. Yargıtay Kararları

Yargıtay, 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/2185, K. 2015/11238, T. 26.10.2015 ilamında: “…3065 sayılı KDV Kanunu’nun 1.maddesine göre Türkiye’de yapılan sınai, ticari, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyet çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir. Davacının aracına verilen zararı gidermek için gerekli onarım, parça ve işçilik hizmeti de anılan yasa gereğince KDV’ye tabidir. Kesinleşen hasar miktarına ilişkin fatura ibraz edilmese dahi, davacı lehine KDV dahil edilerek hasar bedeline hükmedilmesi gerekirken yazılı olduğu gibi hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E. 2016/16052 K. 2017/8418 ilamında: “Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davalı … şirketi, …’nun 85. maddesinde düzenlenen araç işleteninin hukuki sorumluluğunu üstlenmiştir. Sigortalı aracın, 3.kişiye verdiği maddi zararı poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere karşılamakla yükümlüdür. … şirketi 3.kişinin uğradığı gerçek zarardan sorumludur. Sigortacı, … sözleşmesinden kaynaklanan tazmin borcunu yerine getirirken gerçek zararı ödemekle yükümlü olarak, aracın onarımı yapılsın ya da yapılmasın, onarıma dair fatura olsun ya da olmasın hasar bedeli üzerinden hesaplanan katma değer vergisini de (3065 Sayılı KDV Kanunu uyarınca) zarar görene ödemek zorundadır.”

gibi fatura ibraz edilmese bile sigortalı ya da zarar görenin gerçek zararı hesaplanırken KDV’nin de dahil edilmesi gerektiği, sigortalının avantajlı duruma geçmesinin zararı ödemekle yükümlü olan sigortacıyı ilgilendirmediği, Katma Değer Vergisi tutarının poliçe teminatı ve limit içerisinde değerlendirilmesi gerektiği konusunda emsal kararlar mevcut olup, bu husus Yargıtay Dairelerinin yerleşik içtihadı haline gelmiştir.

3. Eşdeğer Parça Mevzuatı ve Gelişimi

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (Kanun) 5. maddesinde, Rekabet Kurulu’na (Kurul), belirli koşulları taşıyan anlaşma türlerine grup olarak muafiyet tanınmasını sağlayan ve söz konusu koşulları belirleyen tebliğler çıkarma yetkisi verilmiş bulunmaktadır.

Motorlu taşıtlar sektöründeki teşebbüslerin dağıtım ve bakım-onarım ağlarını en iyi şekilde kurmaya yönelik olarak yaptıkları dikey anlaşmalar, yukarıda sözü edilen anlaşma gruplarının başında gelmektedir. Nitekim Kurul, 1998/3 sayılı Motorlu Taşıtlar Dağıtım ve Servis Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyet Tebliği ile söz konusu tebliğde öngörülen şartları sağlayan dikey anlaşmaları Kanun’un 4. maddesinin uygulanmasından grup olarak muaf tutmuştur. Bu Tebliğ’de “Yedek Parça: Bir motorlu taşıt aracına, içine veya üstüne o aracın bir unsuru haline gelecek şekilde yerleştirilen ve eskisinin yerine geçen parçayı” şeklinde tanımlanmıştır.

Kurul, 12 Kasım 2005 tarih ve 25991 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 1 Ocak 2006 tarihinde yürürlüğe giren 2005/4 sayılı Motorlu Taşıtlar Dağıtım ve Servis Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyet Tebliği (Tebliğ) 1998/3 sayılı Tebliğ’in yerini almıştır. Motorlu Taşıtlar Dağıtım ve Servis Anlaşmalarına İlişkin Grup Muafiyet Tebliği yayınlanmıştır.

Söz konusu 2005/4 sayılı Tebliğde, “Eşdeğer kalitede yedek parça, bir motorlu aracın montajında kullanılan parçalarla eşdeğer kalitede olduğu varsa mevzuat gereği aranan mecburi standartlara uygunluğunun üreticisi tarafından belgelendirilmesi gereken parçalardır.” şeklinde tanımlanmıştır. Söz konusu Tebliğ’e ilişkin açıklanmasına dair kılavuzda ise “bir yedek parçanın eşdeğer kalitede yedek parça olarak kabul edilebilmesi için, yedek parça üreticisinin söz konusu parçanın motorlu taşıtta buna tekabül eden parça ile eşdeğer kalitede olduğunu belgeleyebilmesi gerekir. Söz konusu belgeleme işlemi yedek parça üreticisi tarafından yapılmalı ve bu belgeye yetkili servise satış yapıldığı anda sahip olunmalıdır. Eşdeğer kaliteyi gösteren belge, yetkili servis tarafından talep edilebileceği gibi, bu belgenin sağlayıcı tarafından da yedek parça üreticisinden talep edilmesi mümkündür. Parça üreticisi, üretmiş olduğu parçanın eşdeğer kalitede olduğunu ispat ettikten sonra, sağlayıcı veya yetkili servis eşdeğer kalitede olmadığını ispat etme hakkına sahiptir.” şeklinde izahta bulunmuştur.

Trafik sigortalarında sigortacıların eşdeğer parça kullanım hakkı ise 12.08.2003 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Trafik Sigortası Genel Şartlarda “Hasar halinde, hasar gören parça, onarımı mümkün değilse veya eşdeğer parça parça ile değiştirilme imkanı yok ise yenisi ile değiştirilir” hükmü ile 15.08.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

14.05.2015 tarihli ve 29355 sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanan ve önceki Genel Şartları yürürlükte kaldıran yeni Trafik Sigortası Genel Şartların “B.2. Tazminat ve Giderlerin Ödenmesi” başlıklı maddesinde ise;

“… Hasar halinde, hasar gören parça, onarımı mümkün değilse veya eşdeğer parça veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki araçlardan elde edilen orijinal parça ile değişimine imkân yok ise orijinali ile değiştirilir. Kaza tarihine göre model yılından itibaren 3 yılı geçmeyen motorlu araçlarda hasar gören parça, onarımı mümkün değilse öncelikle orijinali ile değiştirilir, orijinal parçanın bulunmaması durumunda eşdeğer veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki araçlardan elde edilen orijinal parça ile değiştirilir. Ancak model yılından itibaren 3 yılı geçmeyen motorlu araçta hasar gören parçanın orijinal olmadığı durumda eşdeğer veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki araçlardan elde edilen orijinal parça ile değişim yapılır. Bu paragraf uygulaması sonucu araçta bir kıymet artışı meydana gelse dahi bu fark tazminat miktarından indirilemez.

Eşdeğer veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki araçlardan elde edilen orijinal parça ile değişim mümkün olduğu halde, sigortacının bilgisi ve onayı dahilinde olmadan orijinal parça ile onarım sağlanır ise sigortacının sorumluluğu, sigortacının kaza tarihi itibariyle benzer hasarlardaki onarım uygulamasına göre, eşdeğer veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki araçlardan elde edilen orijinal parça bedeli ile sınırlıdır. Sigortacı bu paragraf kapsamındaki onaya ilişkin tercihini hasar ihbarından itibaren 2 iş günü içinde onarım merkezine veya hak sahibine bildirmediği durumda onayı varsayılır. İspat yükümlülüğü sigortacıya aittir…” hükmü ile sigortacılara eşdeğer parça kullanma hakkı sadece 3 yaş üstü araçlar için öngörülmüştür.

Yukarıda yer alan düzenlemeye ilişkin Danıştay 15. Dairesinin 27.06.2018 tarihli 2015/6111E. ve 2018/6093 K. sayılı Kararında üç yaşından büyük olmakla birlikte aracın hasar gören parçasının orijinal parça olması durumunda parça değişim önceliğinin eşdeğer veya çıkma orijinal parçaya tanınmasında hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilerek 3 yaşından büyük araçlarda değişim önceliğinin eşdeğer veya çıkma orijinal parçaya verilmesi hususu iptal edilmiştir.

Sigortacılık hukuku açısında ise “gerçek zararın” ödenmesi için kaza yapan araç trafikte kaldığı yıl esas alınarak aynı yaştaki hurda araçlardan üretilen aynı oksitlenme düzeyindeki çıkma parçanın takılması veya gerçek eşdeğer (sertifikasyonlu) parçanın takılması gerekmektedir. Ancak TSE’nin parça sertifikasyonu konusunda teknik başta olmak üzere çeşitli gerekçelerle yanaşmaması yeterli eşdeğer parça üretimini engellemektedir. Diğer taraftan, çıkma parça konusunda da bir mevzuat bulunmamaktadır. Daha ekonomik olan “yan sanayi parça”nın kullanılması halinde ise araçta oluşturacağı değer kaybı ile birlikte bir sonraki kazada daha büyük hasarlara ve daha çok ölüm ve sakatlığa neden olabilecektir.

Bu nedenlerden dolayı SEDDK, Trafik Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik (RG-4/12/2021) yapmak suretiyle eşdeğer parça yerine “Hasar halinde, hasar gören orijinal parça, onarımı mümkün değilse orijinal parça ile değiştirilir.” öngörmüştür. Ancak bu değişiklik, bu kez de ülke kaynaklarının ithalat yoluyla yurtdışına aktarılmasına neden olduğu, fiyat rekabetini ve yerli parça üreticilerinin gelişmesini önlediği gerekçesi ile eleştirilmektedir. 

4. Son Yıllarda Oluşan Uyuşmazlıklar

Eskiden trafik sigortası kapsamında dava yoluyla talep edilen tazminat talepleri daha çok red edilen veya eksik ödenen tazminatlar dolayısıyla oluşan uyuşmazlıklar iken, son yıllarda gelen uyuşmazlıklarda önemli değişiklikler olmuştur.

a) Hasar Satın Alma

Bazı hukuk büroları, sigorta şirketine araç üzerinde ekspertiz imkanı vermeden kendi atadıkları eksperlerle anlaşmasız servislerde onarım bedelini belirlemekte, daha sonra uzaktan çekilmiş resimler ve ekspertiz raporuyla sigorta şirketlerine başvurarak fatura sunmadan KDV dahil tazminat tutarı talep etmektedir. Sigorta şirket ise ilerde yargıya gideceğini düşündüğü bu başvurularda daha az vekalet ücreti ve yargılama gideri ödemek için kendi atadıkları eksperler tarafından kendilerine sunulan resimler ve diğer belgelere göre tanzim ettirdikleri ekspertiz raporu ile tespit edilen onarım bedelini KDV hariç ödemektedir.

Diğer taraftan, TTK’ da tazminat talep edenlere talep öncesi hasarlanan araç üzerinde değişiklik yapmama ve araç üzerinde sigorta şirketlerinin inceleme yapmasına imkan verilmesi yükümlülüğü getirmekle birlikte söz konusu yükümlülüklere uyulmaması halinde sigortacıya artan zararı tazminattan indirme hakkını öngörülen ceza hükümlerinin “uygulama pratiği” olmadığından, yukarıdaki uygulamalar ortaya çıkmıştır (Bkz. Sigorta Sektörünün Önemli Bir Sorunu: Hasar Satın Alma! başlıklı yazı)

Diğer taraftan, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu 97. maddesinde de “Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.” hükmü gereği 26.04.2016 yürürlük tarihli 6704 sayılı torba yasa ile zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki zararların dava yolu ile çözümü öncesi sigorta kuruluşuna başvuru zorunluluğu getirilmiştir.

Buna karşın hasarlanan araçta gerçek zararın tespit için;

-değişmesi, onarılması ve boyanması gereken parçaların tespit edilmesi,

-değişmesi gereken parçaların mevcut niteliğinin belirlenmesi

-değişmesi gereken parçaların halefiyet ilkesi gereği sigortacıya verilmesi

gerekmektedir.

Bunun ise ancak ve ancak hasarlanmış araç onarılmadan sigortacının ekspertiz yaptırmasına imkan verilmesi ile mümkün olacaktır. Aksi halde sigortacıya başvurulmadan önce araçta onarım yapılması ve araç üzerinde sigortacıya inceleme hakkı verilmemesi halinde detaylı resimlerden değişmesi-onarılması-boyanması gereken parçaların tespiti mümkün olsa bile mevcut parçaların niteliğinin ne olduğunun tespiti mümkün değildir. Aynı şekilde, araç üzerinde değişen parçalar TTK’nın halefiyet hükümleri kapsamında sigorta şirketine ait olacağından, bunların da sigortacıya verilmesi gerekmektedir.

Bu aşamadan sonra yargıya başvurulduğunda, sigorta şirketinin uyuşmazlık konusu aracın kendisine gösterilmediğini ileri sürmesi ve diğer belgelerin de bu iddiayı desteklemesi halinde, yukarıda anlatılan gerekliliklerden (onarılmış olsa bile onarılmış haliyle sigortacıya ekspertiz incelemesi imkanı verilmesi ve değişen parçaların sigortacıya verilmesi) dolayı yasal ön başvuru şartı gerçekleşmediği gerekçesiyle bu başvuruların usulden red edilmesi gerekmektedir.

b) Değişen Yedek Parçaların Niteliğinden Kaynaklı Uyuşmazlıklar

Bazı hukuk büroları, anlaşmasız servislerde araç üzerinde sigorta şirketinin ekspertiz yapmalarına imkanı vermekte ve araç bu şekilde onarılmakta, ancak daha sonra yukarıda bahsedilen Danıştay’ın 2018 yılındaki iptal kararı nedeniyle orijinal parça kullanılmadığı gerekçesiyle ek tazminat talebiyle yargı organlarına başvurmaktadır.

Son yıllarda Tahkim veya Mahkemelere uyuşmazlıkların en az %90’ı parça niteliğinden kaynaklı olduğu görülmektedir. Buna rağmen yargı organları bilirkişi marifetiyle hem değişmesi gereken parçalara ilişkin orijinal parça bedelleri hem de işçilik bedellerini yeniden hesaplattırarak tespit edilen tutardan sigorta şirketinin daha önce ödediği tutarlar indirilmek suretiyle bakiye tutarlar KDV dahil ödettirilmektedir. Ama aslında araç onarılmış olduğu ve onarım servisinin de bir talebi olmadığı halde işçilik bedel farkının hesaplattırılmaması ve sadece orijinal olmayan parçaların orijinal parça fiyat farklarının hesap ettirilerek ödettirilmesi gerekmektedir. Zira sigortacı lağıyla onarım yapmayarak sebepsiz zenginleşmiştir. Zarar gören ise aracının kalitesiz onarımdan dolayı aracında daha fazla değer kaybı oluşması, kalitesiz parçanın bir sonraki kazada daha fazla maddi ve bedeni kaybına sebebiyet verecek olması ve hasar olmasa bile daha erken aracının parça değiştirme (daha hızlı oksitlenmesi, paslanması nedeniyle) zorunda kalması gibi külfetlerle karşılaşacaktır. Bunların bedeli olarak sigortacının zenginleşme tutarının zarara görene ödenmesi gerekmektedir.

Tamirhanelerin KDV Vergi Mükellefiyet Durumu

Bilindiği üzere götürü usulde vergilendirilen esnafların düzenledikleri faturalarda KDV yer almaz. Diğer taraftan, 1 Ocak 2026’dan itibaren nüfusu 30.000’i aşan yerleşim yerlerindeki esnaflar götürü usulden gerçek usule geçecektir. Bu değişiklikle birlikte tamirhanelerin önemli bir bölümünün gerçek usule geçmiş olması beklenmektedir. Böylece bu işletmeler KDV mükellefi haline gelecek ve KDV dahil fatura düzenleyeceklerdir.

Götürü usulde vergilendirilen tamirhaneler KDV mükellefi olmadıklarından, bu işletmeler tarafından gerçekleştirilen onarımlarda KDV tahsil edilmesi söz konusu değildir. Bu nedenle düzenlenen faturalarda da KDV hesaplanmaksızın yalnızca hizmet bedelinin yer alması gerekmektedir. Bu durumda zarar görene yapılacak tazminat ödemelerinde ayrıca KDV uygulanması mümkün değildir.

Tamirhanenin götürü mü yoksa gerçek usulde mi vergi mükellefi olduğunun ispat yükü davacı tarafa aittir.

A) Anlaşmalı Servislerde Yapılan Onarımlarda KDV Meselesi

Anlaşmalı servislerde gerçekleştirilen araç onarımlarında, değişen parça ve işçilik bedelleri sigorta şirketi ile servis arasında kurulan hizmet ilişkisi kapsamında karşılanmaktadır. Bu durumda hizmet alımının tarafı zarar gören değil, sigorta şirketidir. Sigorta şirketi ile gerçek usulde vergilendirilen anlaşmalı tamirhanelerde, anlaşmalı servis sözleşmeleri gereği fatura sigorta şirketi adına düzenlenir. Dolayısıyla KDV, sigorta şirketi tarafından karşılanır ve zarar gören lehine herhangi bir KDV hakkı doğmaz. 

Bununla birlikte, sigorta şirketinin kaza öncesinde araçta bulunan parçaya göre daha düşük nitelikte bir parça kullandırması nedeniyle parça niteliğinden kaynaklanan bir fiyat farkı ortaya çıkarsa, bu farkın zarar görene ödenmesi gerekir. Ancak söz konusu fark herhangi bir mal veya hizmet alımından doğmadığından, bu tutara ayrıca KDV eklenmesi KDV mevzuatı bakımından uygun olmayacağı düşünülmektedir.

Özetle, bir teslim veya hizmetin karşılığını teşkil etmeyen veya buna bağlı olarak ortaya çıkmayan sigorta tazminatları KDV’nin konusuna girmemektedir.

B) Anlaşmasız Servislerde Yapılan Onarımlarda KDV Meselesi

Anlaşmasız servislerde gerçekleştirilen araç onarımlarında KDV uygulamasının nasıl değerlendirileceği; aracın gerçekten onarılıp onarılmadığına, onarım yapılmışsa bu onarımın kim tarafından gerçekleştirildiğine ve bu kapsamda ödemenin kime yapıldığına bağlı olarak değişmektedir. Dolayısıyla bu unsurlar, KDV’nin talep edilip edilemeyeceğinin belirlenmesinde temel kriterleri oluşturmaktadır.

Sigorta şirketi ile gerçek usulde vergilendirilen anlaşmasız tamirhanelerde, fatura zarar gören adına düzenlenmelidir. Ancak parça tedarikini sigorta şirketi sağlamışsa, tedarik anlaşması gereği parça bedeline ilişkin fatura doğal olarak sigorta şirketi adına kesilmelidir. 

1. Durum: Araç Onarılmamışsa ve Onarılıp Onarılmadığı Tespit Edilemediyse

Bu durumda, Yargıtay kararlarına göre hem parça fiyat farkının hem de ilgili KDV tutarının zarar görene ödenmesi gerekmektedir.

2. Durum: Araç Onarılmışsa

a) Yedek parça bedelleri ve işçilik bedelinin doğrudan zarar görene ödenmesi

Sigorta şirketi tarafından araç onarımı için gerekli yedek parça ve işçilik bedelinin doğrudan zarar görene ödendiği durumlarda, Yargıtay kararlarında, ödenmeyen KDV tutarının da zarar görene ayrıca ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Buna karşılık, sigorta şirketinin kaza öncesinde araçta bulunan parçaya göre daha düşük nitelikte bir parça kullanması nedeniyle parça niteliğinden kaynaklanan bir fiyat farkının ortaya çıkması hâlinde, Yargıtay’ın yaklaşımı; söz konusu fiyat farkının ve buna ilişkin KDV tutarının (sigorta şirketinin sebepsiz zenginleştiği kabul edilen kısım) zarar görene ödenmesi gerektiği yönündedir.

Parça niteliğinden kaynaklanan bu tür uyuşmazlıklarda yeni bir mal alımı veya ek bir onarım söz konusu değildir. Bu nedenle, KDV tutarı kadar sigorta şirketinin sebepsiz zenginleştiği kabul edilse dahi, Katma Değer Vergisi Kanunu hükümleri çerçevesinde bu tutara ayrıca KDV eklenmesinin uygun olmayacağı değerlendirilmektedir.

Öte yandan, işçilik bedelinin eksik ödendiğinin tespit edilmesi durumunda ise Yargıtay içtihatları doğrultusunda, işçilik bedeli farkının KDV dâhil olacak şekilde zarar görene ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir.

b) Yedek parça bedellerinin tedarikçilere ve işçilik bedelinin ise zarar görene ödenmesi

Sigorta şirketinin aracın onarımı için gerekli yedek parçaları kendisinin tedarik ettiği ve bedellerini doğrudan tedarikçi firmalara ödediği, buna karşılık işçilik bedelini zarar görene ödediği durumlarda KDV bakımından iki ayrı değerlendirme yapılması gerekir.

Öncelikle parça tedariği sigorta şirketi tarafından sağlanmış ve ödeme doğrudan tedarikçi firmaya yapılmış olduğundan, zarar gören kişi bu mal alımının tarafı değildir. Bu nedenle sigorta şirketinin tedarikçiye ödemediği KDV’nin zarar görene ayrıca ödenmesinin doğru olmayacağı düşünülmektedir.

Bununla birlikte, sigorta şirketinin kaza öncesinde araçta bulunan parçaya göre daha düşük nitelikte bir parça kullandırması nedeniyle parça niteliğinden kaynaklanan bir fiyat farkı ortaya çıkarsa, Yargıtay kararları bu farkın ve buna ilişkin KDV tutarının (sigorta şirketinin sebepsiz zenginleştiği kabul edilen kısım) zarar görene ödenmesi yönündedir.

Uzmanlığımıza göre, parça niteliğinden kaynaklanan bu tür uyuşmazlıklarda yeni bir mal alımı veya ek bir onarım söz konusu değildir. Bu nedenle, KDV tutarı kadar sigorta şirketinin sebepsiz zenginleştiği kabul edilse dahi, Katma Değer Vergisi Kanunu hükümleri çerçevesinde bu tutara ayrıca KDV eklenmesinin uygun olmayacağı değerlendirilmektedir.

Diğer taraftan, işçilik bedeli sigorta şirketi tarafından KDV hariç ödenmişse, gerçek usulde vergilendirilen bir tamirhanede işçilik KDV’ye tabi olduğundan, doğmuş olan KDV farkı zarar görene tazminat olarak ödenmelidir.

c) Yedek parça bedellerinin tedarikçilere ve işçilik bedelinin ise servise ödenmesi

Sigorta şirketinin hem yedek parçaları tedarikçi firmalardan temin ederek bedellerini doğrudan bu firmalara ödediği hem de işçilik bedeli için onarımı gerçekleştiren servisle anlaşarak ödemeyi doğrudan servise yaptığı durumlarda zarar gören kişi mal veya hizmet alımının tarafı değildir. Bu nedenle sigorta şirketinin tedarikçilere veya onarım servisine ödediği ya da ödemediği KDV’nin zarar görene ödenmesi söz konusu olmaması gerektiği düşünülmektedir.

Bununla birlikte, sigorta şirketinin kaza öncesinde araçta bulunan parçaya göre daha düşük nitelikte bir parça kullandırması nedeniyle parça niteliğinden kaynaklanan bir fiyat farkı ortaya çıkarsa, Yargıtay kararları bu farkın ve buna ilişkin KDV tutarının (sigorta şirketinin sebepsiz zenginleştiği kabul edilen kısım) zarar görene ödenmesi yönündedir.

Uzmanlığımıza göre, parça niteliğinden kaynaklanan bu tür uyuşmazlıklarda yeni bir mal alımı veya ek bir onarım söz konusu değildir. Bu nedenle, KDV tutarı kadar sigorta şirketinin sebepsiz zenginleştiği kabul edilse dahi, Katma Değer Vergisi Kanunu hükümleri çerçevesinde bu tutara ayrıca KDV eklenmesinin uygun olmayacağı değerlendirilmektedir.

5. Değerlendirme ve Sonuç

KDV mükellefi olmayan götürü usule vergi veren servislerden alınan hizmet ve mallar için düzenlenen faturalar KDV’sizdir. Kuvvetle muhtemelen hasar satın almacılar şimdiye kadar çok rahat hareket etmelerinin nedeni bu olsa gerek. Zira şikâyet edilmesi durumunda dahi ortada KDV kaçağı bulunmadığından denetimlerden kolaylıkla sıyrılabileceklerini düşünmüş olmaları muhtemeldir. Görünen o ki bu husus hem sigorta sektörü hem de yargı çevreleri tarafından büyük ölçüde gözden kaçırılmıştır. İncelediğimiz kararların önemli bir kısmının da bu şekilde oluştuğu kanaatindeyim. Ayrıca Yargıtay içtihatları oluşturulurken de bu noktanın yeterince dikkate alınmadığını düşünülmektedir.

KDV, mal veya hizmet alımı gerçekleştiğinde doğan bir vergidir. Bu nedenle söz konusu alımın tarafı olmayan bir kişiye KDV ödenmesi mümkün değildir. Anlaşmalı servislerde yapılan onarımlarda işlemler anlaşmalı servis sözleşmesi kapsamında yürütülmekte olup, bu durumda alımın tarafları sigorta şirketi ile anlaşmalı servistir. Benzer şekilde, tedarik sözleşmeleri kapsamında gerçekleştirilen parça temininde de taraflar sigorta şirketi ile tedarikçi firmalardır. Bu ilişkiler çerçevesinde KDV’nin ödenmemesi ya da eksik ödenmesi durumunda, zarar görene ayrıca KDV ödenmesi hukuken mümkün değildir. Kanaatimce Yargıtay içtihatları oluşturulurken bu husus da yeterince dikkate alınmamıştır.

KDV, mal veya hizmet alımı gerçekleştiğinde doğan bir vergidir. Parça niteliği uyuşmazlıklarında yeniden mal ve hizmet alımı olmayacağı için doğal olarak KDV de doğmaz. Parça niteliği uyuşmazlıklar, daha çok 2007 yılında Genel Şartlarda yapılan eşdeğer parça kullanılabilir değişikliği ile başlamıştır. Bu nedenle mevcut Yargıtay içtihadı oluşturulurken bu uygulama henüz veya yaygın olmadığı için dikkate alınmamış olabilir. Ancak ilk iki tespitim kadar rahat değilim. Zira benim görüşüme göre karar verilmesi halinde sigorta şirketi parça nitelik farkına ait KDV kadar sebepsiz zenginleşmiş olacaktır.

Abone
Bildir
guest

0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Brokerlik ve Aydınlatma Yükümlülüğü

Brokerlar sigortalıyı temsil eder. Dünyadaki uygulamalara bakıldığında, sigorta şirketleriyle...

Sağlık Sigortalarında Yeni Dönem

1. Sağlık Sigortaları Sağlık sigortası, ülkemizde kişilerin hastalanmaları halinde sağlık...

Geçici İş Göremezlik Tazminatında İçtihat Değişikliği

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin geçici iş göremezlik tazminatının hangi...

Sigorta Tahkim Komisyonu’nun Başvuru Kabul Politikası ve Ekspertiz Ücreti

Güncelleme: 05.04.2026 Sigorta Tahkim Komisyonu’nun Kabul Politikası Zarar gören kişi, Karayolları...

Sigorta ve BES Stratejim!

Çocuğunuz varsa, işe evin gelirini sağlayan kişiler için hayat...

Brokerlik ve Aydınlatma Yükümlülüğü

Brokerlar sigortalıyı temsil eder. Dünyadaki uygulamalara bakıldığında, sigorta şirketleriyle...

Sağlık Sigortalarında Yeni Dönem

1. Sağlık Sigortaları Sağlık sigortası, ülkemizde kişilerin hastalanmaları halinde sağlık...

Geçici İş Göremezlik Tazminatında İçtihat Değişikliği

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin geçici iş göremezlik tazminatının hangi...

Sigorta Tahkim Komisyonu’nun Başvuru Kabul Politikası ve Ekspertiz Ücreti

Güncelleme: 05.04.2026 Sigorta Tahkim Komisyonu’nun Kabul Politikası Zarar gören kişi, Karayolları...

Sigorta ve BES Stratejim!

Çocuğunuz varsa, işe evin gelirini sağlayan kişiler için hayat...

Tıbbi Kötü Uygulama Sorumluluk Sigortası

Tıbbi Kötü Uygulama Sorumluluk Sigortası; serbest olarak ya da...

Sağlık Sigortası 2025 Yılı Üretim Sonuçları

Sağlık sigortası, ülkemizde kişilerin hastalanmaları halinde sağlık giderlerini karşılayan...

Tamamlayıcı Sağlık Sigortaları

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası, Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamındaki bireylerin,...

İlgili Makaleler