Güncelleme Tarihi: 30.11.2025
“Sigorta sözleşmesi” başlıklı TTK’nın 1401. maddesi, “Sigorta sözleşmesi, sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi hâlinde bunu tazmin etmeyi … bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.” hükmüyle sigortayı tanımlamıştır.
TTK’nın “Tazminat ilkesi” başlıklı 1459. madde sigortacının, sigortalının uğradığı zararı tazmin etmesi gerektiğini, “sigorta değeri” başlıklı 1460. madde ise sigorta değeri, sigorta olunan menfaatin tam değeri olduğunu düzenler.
Bu maddelerin anlamı şudur:
Mal sigortalarında kişinin sigortalanan menfaati, eşyanın fiziki yapısı değil; o eşya üzerindeki para ile ölçülebilir ekonomik menfaatidir (örneğin 100 yumurtanın bedeli). Bu nedenle riziko gerçekleştiğinde, sigortalının sahip olduğu menfaat ne ise, tazminatın da aynı tutarda (100 yumurtanın bedeli) ödenmesi gerekir.
Sigortanın bu şekilde bir fonksiyon ihtiva edebilmesi için sigorta sözleşmesi kurulurken dikkat edilmesi gereken temel husus, eksik sigorta oluşmamasıdır.
TTK’nın “Eksik sigorta” başlıklı 1462. maddesinin birinci fıkrası, “Sigorta bedeli, sigorta değerinden az olduğu takdirde, sigorta edilmiş menfaatin bir kısmının zarara uğraması hâlinde sigortacı, aksine sözleşme yoksa, sigorta bedelinin sigorta değerine olan oranına göre tazminat öder.” hükmüyle eksik sigortayı tanımlamıştır.
Ancak bu maddede, eksik sigortanın tespiti için sigorta bedeli (poliçede yazılı tutar) ile sigorta değerinin (eşyanın gerçek uygun değeri) ne zaman karşılaştırılması gerektiği açıkça belirtilmemiştir. Buna karşılık, maddenin aşağıdaki gerekçesi bu soruyu yanıtlamaktadır:
“Tazminat sigortalarında esas, sigortanın sigorta değeri üzerinden yapılması, diğer bir ifade ile sigorta bedeli ile sigorta değerinin birbirine eşit olmasıdır. Ancak sigorta bedeli ile sigorta değeri arasında fark olması bilerek veya bilmeyerek meydana gelebilir ki bu halde eksik sigortadan bahsedilir.”
Söz konusu gerekçe ile söz konusu madde birlikte değerlendirildiğinde, eşyanın gerçeğe uygun değeri üzerinden sigortalanmasının, başka bir anlatımla sigorta bedelinin buna göre belirlenmesinin esas olduğu anlaşılmaktadır. Bu gerekçe, eksik sigorta tespitinin poliçenin kurulduğu anda yapılması gerektiğini açıkça göstermektedir.
Diğer taraftan, “Aşkın sigorta” başlıklı 1463. maddenin birinci fıkrası, “Sigorta bedeli sigorta olunan menfaatin değerinin üstünde ise, aşan kısım geçersizdir. Bu sebeple, sigorta bedeli ile sigorta priminin onu karşılayan kısmı indirilir ve tahsil edilmiş fazla prim geri verilir.” hükmüyle aşkın sigorta tanımını yapmaktadır.
Bu düzenlemeden açıkça görüldüğü üzere, sigorta değeri yerine “sigorta olunan menfaatin değeri” kavramı kullanılmış olup, poliçe kurulurken sigorta bedeli (örn. 120 yumurtanın bedeli) sigorta değerinin (100 yumurtanın bedeli) üzerinde ise aşkın kısmın (20 yumurtanın bedeli) geçersiz olacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla, henüz hasar oluşmadan bile aşkın sigorta tespiti yapılması hâlinde prim iadesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Özetle, poliçe kurulurken eksik/aşkın sigorta yoksa (yani sigorta bedeli = sigorta değeri ise), normal koşullarda riziko gerçekleştiğinde de (reel değer artışları hariç) eksik sigorta söz konusu olmaz. Bu durumda “sigorta bedeli ile rizikonun gerçekleştiği andaki sigorta değerinin karşılaştırılması” esasına dayanan uygulama nasıl ortaya çıkmıştır?
Yargı kararları incelendiğinde, bu hatalı uygulamanın TTK’nın “Sigorta bedeli” başlıklı 1461. maddesinin birinci fıkrasından kaynaklandığı görülmektedir. Madde şöyledir:
“Sigortacının sorumluluğu sigorta bedeli ile sınırlıdır. Sigorta bedeli, rizikonun gerçekleştiği andaki sigortalı menfaatin değerini aşsa bile, sigortacı uğranılan zarardan fazlasını ödemez.”
Maddenin gerekçesi ise şu şekildedir:
“Prensip, sigorta bedelinin sigorta değerine eşit olmasıdır. Bununla birlikte tazminata esas alınacak değer rizikonun gerçekleştiği andaki değerdir. Tasarının 1459. maddesine paralel olarak, sigorta bedelinin sigorta değerinden fazla olması halinde sigortacı ancak gerçek zararı öder. Diğer bir ifade ile, sözleşmenin yapıldığı andaki değer, rizikonun gerçekleştiği zamandaki değerden yüksek olsa dahi bu dikkate alınmaz.”
Madde ve gerekçe birlikte değerlendirildiğinde; sigorta bedelinin başlangıçta sigorta değerine eşit olması gerektiği, tazminatın ise rizikonun gerçekleştiği andaki değeri (gerçek zararı) üzerinden yapılacağı açıkça ifade edilmekte ve böylece yukarıda belirtilen maddelerle uyum sağlanmaktadır. Ancak kanun maddesinin ikinci cümlesi oldukça kötü kaleme alınmıştır. Şöyle ki; yalnızca aşkın sigorta durumunu açıklamaya çalışırken, “sözleşme üzerinde yazılan sigorta bedeli ile riziko gerçekleştiği andaki sigorta değerinin karşılaştırılması” gerektiği izlenimini vermekte ve bu yönüyle maddeler arasındaki bütünlüğe aykırı düşen, yanlış anlamaya son derece elverişli bir yapı ortaya çıkmaktadır.
Oysa söz konusu cümle, aşkın sigortayı tanımlayan TTK’nın 1463. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde; sözleşme yapıldığı andaki sigorta bedeli (örneğin 120 yumurta bedeli) riziko anındaki sigorta değerini (100 yumurta bedeli) aşsa bile sigortacının uğranılan zarardan (100 yumurta bedeli) fazlasını ödemeyeceğini ifade etmek için kullanıldığı çok açıktır.
Sonuçta, sigorta başlangıcında sigorta değerine uygun şekilde belirlenen sigorta bedeli, sigorta süresi içinde enflasyon nedeniyle artan değerle karşılaştırılarak eksik sigorta tespiti yapılamaz. Poliçe kurulurken sigorta bedeli sigorta değerine eşitse, riziko anındaki sigorta değerinin tamamı ödenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla “sigorta bedeli ile sınırlıdır” cümlesi yanlış yorumlanmaktadır.
Konuyu örnekle anlatmaya çalışayım; sözleşme kurulurken 10 birimlik ekonomik menfaat, o günkü aktüeryal hesaba göre 0,10 fiyata göre belirlenen 1 birim primle sigortalanmış olsun. Örneğimizde, %100 enflasyon ortamında 365. gün riziko gerçekleştiğini varsayarsak sigorta değeri 20 birime yükselmiş olacaktır. Bu süre içinde sigorta şirketinin aldığı 1 birim prim de yatırıma yönlendirilerek 2 birime (en azında enflasyon kadar değerini koruyacağı varsayılmış) ulaşacaktır. Buna rağmen sigorta şirketi “sigorta bedeli ile sınırlıdır” yanlış anlayışla sigortalıya yalnızca 10 birim tazminat ödemektedir. Bu durumda sigortalının zararı gerçekte %50 oranında karşılanmış olacaktır. Oysa şirketin prim ve getirisinin toplamı 2 birim olmuş ve mevcut fiyata göre 20 birim koruma sağlaması gerekirdi.

Başka bir anlatımla, reel değer esasına göre sigorta kişinin ekonomik menfaatinin yarısını ödemiştir. Söz konusu örneği reel değer esasına revize edersek, riziko esnasında prim yatırıma sevk edilerek enflasyona karşı değerini korurken, sigorta bedeli yarı yarıya azalmıştır.

Bu tabloya göre eksik sigorta tespit ederek, gerçek zararı ödememek tam anlamıyla sigortacılık olmayacağı aşikardır.
Bu yanlış yorum nedeniyle ülkemizde, dünyada örneği olmayan bir “enflasyon klozu” türetilmiş ve bunun için ek prim alınmaktadır. Bu kloza göre, poliçe kurulurken reel anlamda eksik sigorta bulunmasa dahi, enflasyon nedeniyle artan sigorta değeri yüzünden riziko gerçekleştiğinde eksik sigorta oluşması hâlinde, tazminat nominal değer üzerinden ödenmektedir. Buna rağmen bu kloz bazı poliçelerde ya verilmekte ya da gerçek enflasyonun çok altında bir oranla verilmektedir.
Değer Artış Klozu Nedir?
Bu kloz, poliçe kurulurken eksik veya aşkın sigorta durumu bulunmazken, sigorta süresi boyunca reel anlamda değer artışları meydana gelmesi hâlinde ek sigorta koruması sağlar. Örneğin ABD’de, 2009–2010 yıllarında hibrit Toyota modellerinde ortaya çıkan ciddi bir sorun nedeniyle geri çağırma yapılınca, rakibi olan Honda marka araçlar piyasada dikkate değer bir reel değer artışı yaşamıştı. Oysa ülkemizde, yanlış anlamaya dayalı “sigortacı sigorta bedeli ile sınırlıdır” uygulaması nedeniyle, nominal değer artışları dahi karşılanmadığından, söz konusu klozun pratikte bir anlamı kalmamaktadır.
Sonuç
Kahramanmaraş merkezli depremlerde hem DASK’ta hem de diğer sigortalarda eksik sigorta vakalarına çok sık rastlanmıştı. Bunun nedenleri arasında, sigorta primini düşük tutmak amacıyla sigortalılar tarafından bilerek eksik sigorta yaptırılması ve sigorta şirketlerinin fiyat rekabeti nedeniyle bazı teminatları vermemesi gibi etkenler bulunsa da, asıl sorunun eksik sigorta mevzuatının yanlış okunması olduğunu düşünüyorum
TTK’nın eksik/aşkın sigortaya ilişkin maddeleri, 1401. maddesinde yer verilen “sigorta” tanımına uygun ve 1452. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere, “Sigortalı lehine yorumun esas olduğu ve azami güven esası üzerine kurulu olan sigortacılıkta, sigortacılara nazaran daha güçsüz durumda bulunan sigortalıların korunması gerekir.” ilkesine paralel bir şekilde yeniden güncellenmesi ve yorumlanması gerektiğini düşünüyorum.

Hocam bilginize ve kaleminize sağlık. Esasta konuyu iğdiş eden zümre ,once acentalar,sonra sigorta şirketlerinde üç kuruş on paraya çalıştırılan ayrıca yukarıda bahsettiğiniz mevzuatta bi haber personel ile maalesef bu konuda ihtişamı olmayan şirket avukatları.