Cumhurbaşkanına, BES’te devlet katkısı oranının %50 artırılmasına ya da %0’a kadar düşürülmesine yetki veren Kanun teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerine ait tutanakları inceledim. Görüşmeler genel olarak değerlendirildiğinde, tartışmaların ciddi bir bilgi ve araştırma eksikliğine dayandığı açıkça görülmektedir.
Özellikle İYİ Parti temsilcisi Erhan Usta’nın; BES’in tasarruf etkisinin olmadığı, sistemin zaten dar gelirli kesime yönelik olmadığı yönündeki değerlendirmeleri ve devlet katkısı oranının %30’un altına çekilmesini savunması dikkat çekicidir. Hatta Cumhurbaşkanına verilmesi öngörülen, devlet katkısını %50’ye kadar artırma yetkisinin tekliften kaldırılmasına yönelik bir önerge de verilmiştir. Devlette üst düzey yöneticilik yapmış, DPT kökenli bir isimden; en azından katılımcı profiline ilişkin veriye dayalı bir analiz sunmasını, “Devlet katkısı olmasaydı BES bugün 2 trilyon TL büyüklüğe ulaşabilir miydi?” sorusuna cevap vermesini, 2 trilyon TL’lik BES birikimi olmasa, bu paranın önemli bir kısmının yastık altı altına gideceğini bilmesini ve BES’in sermaye piyasaları üzerindeki etkisini değerlendirmesini beklerdim.
Nitekim Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Sn Özgür Obalı’nın, aylık 550–1.000 TL arasında katkı payı ödeyen katılımcıların toplam içindeki payının %78,4 olduğunu kısa süre sonra açıklaması, yapılan eleştirilerin ne kadar varsayımsal kaldığını da ortaya koymuştur. Yine Sn. Obalı’nın, devlet katkısı oranının %25’ten %30’a yükseltilmesinin BES’e kazandırdığı ivmeyi somut verilerle açıklaması da yerinde ve değerli bir katkı olmuştur.
Benim görüşmelerden çıkardığım sonuç şudur: Maddenin gerekçesinde yer alan “hedeflenen fon büyüklüklerine ulaşılması” ve “kamu mali dengesinin gözetilmesi” ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde, 2026 Bütçesi’nde BES için %30 oranına göre gerekli 132 milyar TL ödeneğin ayrılmış olması nedeniyle 2026 yılı boyunca mevcut oranın korunacağı anlaşılmaktadır. Ancak muhtemelen 2026 yılının sonuna doğru Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin kullanılması suretiyle devlet katkısı oranında aşağı yönlü bir revizyona gidilmesi ve bu değişikliğin 2027 yılından itibaren uygulanması ihtimali oldukça güçlüdür. Sayın Bakan’ın geçmiş yıllardaki açıklamaları da bu beklentiyi destekler niteliktedir.
Ancak bu değerlendirmelerim, “eyvah, hemen BES’ten çıkalım” şeklinde yorumlanmamalıdır. Zira mevcut birikimlere ilişkin %30’luk devlet katkısını %100 hak etme imkânından vazgeçmek, katılımcı açısından temel bir hata olur. Olası bir oran değişikliği, mevcut hakları geriye dönük olarak etkilemez; yalnızca değişiklik sonrasında ödenecek katkı paylarına uygulanacak devlet desteğinin daha düşük olması anlamına gelir. Başka bir sonuç doğurmaz.
Öte yandan, son beş yılda yaşanan %50–70 enflasyon ortamında %30 devlet katkısı yerine;
-%10–15 enflasyon bandında %20 devlet katkısı,
-%5–10 enflasyon bandında %15 devlet katkısı
çok daha rasyonel bir tercih olur.