Bir araç onarım gördüğünde, çok istisnai durumlar (örneğin 30 yaşındaki bir araca yeni parça takılması gibi) dışında, piyasada mutlaka değer kaybına uğrar. Ancak değer kaybı büyük ölçüde piyasanın ve alıcının psikolojik algısına dayandığı için, bu konuda ciddi bir ölçüm problemi vardır. Aynı dosya için 100 farklı bilirkişiden rapor alsanız, 100 farklı değer kaybı tutarı çıkması mümkündür. Bu durum başlı başına eleştiri konusu.
Bir diğer önemli mesele ise şudur: Araç onarım gördüğü için cari (teorik) değer kaybı tazminatı ödenmektedir; oysa fiili (gerçek) değer kaybı, aracın fiilen satıldığı anda ortaya çıkar. Başka bir deyişle araç hiç satılmadan hurdaya ayrılırsa, fiili reel değer kaybı hiç gerçekleşmeyebilir.
Cari reel değer kaybı ile fiili reel değer kaybı; aracın zaman içinde eskimesi, piyasada koşullarının değişmesi gibi nedenlerle farklılaşabilir.
Bir araç kazaya karıştığında sağlıklı bir değer kaybı hesabı yapabilmek için;
**Modeli
**Aracın kilometresi,
**Önceki hasar geçmişi,
**Kaza öncesi ve sonrası piyasa satış fiyatlarının ayrı ayrı bilinmesi gerekir.
Ben çevreme her zaman şunu öneririm:
Kaza tarihine yakın dönemde, benzer özelliklere sahip (km, model, donanım vb.) en az 10 aracın hasar öncesi ve hasar sonrası satış ilanlarının ekran görüntüsünü alın. Bu ilanların ortalamaları arasındaki fark, bana göre en makul değer kaybı tutarıdır. Satış fiyatları üzerinde pazarlık payı olmakla birlikte, burada konu kaza öncesi ve sonrası fiyat farkı olduğundan, çıkan ortalama tutar aşağı yukarı gerçeğe uygun bir değerdir. Eğer sigorta şirketi bunun altında bir teklif sunuyorsa, bu çalışmayı kendilerine iletin; gerekirse ilanların ekran görüntülerini de paylaşın.