Türkiye Sigorta Birliği’nde 12.01.2024 tarihinde Sigorta ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) yönetimi ve sektör temsilcilerinin toplantısı yapıldı. Burada, SEDDK Başkanının önceki dönemlerde ihmal edilen denetimle ilgili önemli mesajlar verdiğini öğrendim ve mutlu oldum. Bu kapsamda, uzun yıllardır SEDDK dahil birçok toplantıda dile getirdiğim kamu denetimi konusundaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak isterim.
SEDDK’nın normalde denetim önceliği ne olmalıdır?
1. Birinci denetim konusu, deprem riskine yönelik şirketlerin mali ve idari hazırlıkları olmalıdır.
Ülkemizde bir çok şehirde ve özellikle İstanbul’da 7’nin üzerinde deprem olacağı tahmin edilmektedir. Eğer böyle bir deprem olursa, sigorta şirketleri verdikleri teminatlar sonucu karşılaşılacak olası azami hasarı (PML – Probable Maximum Loss) karşı ne kadar reasürans koruması ve ne kadar kullanılabilecek net varlıkları (deprem anındaki değerleri dikkate alınarak hesaplanacak) hesaplanmalıdır. Depremin etkisinin uzun olacağı dikkate alınarak personel, bilgi işlem altyapısı, ekspertiz sistemi gibi birçok alt yapı unsurlarının durumları belirlenmeli ve eksiklikleri giderilmelidir. Ayrıca, bu konuda düzenleme ile dipnotlarda bilgi verilmeli ve bağımsız denetim şirketlerinin Bağımsız Denetim Standartları 570’e göre denetim yapıp yapmadıkları incelenmelidir.
2. Sermaye yeterliliği
Şirketlerin mevcut gerçekleşen yükümlülükleri ve verdikleri teminatlar dolayısıyla gelecekte karşılaşacakları yükümlülükleri karşılayacak sermayeleri olmalıdır. Rekabetin yoğun olduğu ve karın düşük olduğu branşlarda, özellikle trafik ağırlıklı çalışan şirketlerin sermaye yetersizliklerine hızlı müdahale sistemi geliştirilmelidir. SEDDK bunun için ilk önce sektöre giriş sermaye tabanlarını yükseltti, akabinde de sermaye gücüne göre üretim modelini geri getirdi. Gelecekteki adım ise, şirketlerin gerçeğe uygun finansal tablolar çıkarmalarını sağlamak ve gerçeğe uygun sermaye yeterlilik durumlarını ortaya koymaktır. Nihayetinde ise TFRS 17 ve Solvency 2 ye geçmek.
3. Hasar denetimleri (özellikle tazminat red politikaları)
SEDDK’nın varlık sebebi, sigortalıların haklarını korumaktır. Bu kapsamda kısmi hak kaybı sayılan sigortalıların tazminatlarını eksik ve/veya gecikmeli almalarına müsaade edilmemelidir. Ancak hakkını hiç alamama durumu ise tam hak kaybı olduğundan, SEDDK nın asıl yoğunlaşması gereken alan, tazminat taleplerinin red edilmesi olmalıdır. Bu çerçevede, SEDDK’nın şirketlerin ortalama tazminat ödeme süreleri, tazminat red oranları, yeniden açılma oranları ve davalık olma oranlarını izlemesi, ayrıca hasar red politikalarını belirli aralıklarla incelemesi gerekmektedir. Bu önlemler, sigortalıların haklarına uygun bir şekilde korunmasını sağlamak adına önemli bir rol oynamaktadır.
Finansal sıkıntı yaşayan şirketler, tazminat taleplerini reddederek zaman kazanmaya çalışmaktadırlar. Ayrıca, sigortalı bilincinin düşük olması nedeniyle reddedilen tazminatların bir kısmının dava sürecine dönüşmemesi, bu şirketler tarafından avantaj olarak görülmektedir. Ancak, her iki durumda da müşteri memnuniyetinin düşmesi sonucunda sigortacılık sektörü ciddi bir itibar kaybına uğramaktadır. Diğer yandan, günümüz yüksek enflasyon ortamında, temerrüt faizlerinin enflasyon oranının önemli ölçüde altında olması, dava yoluyla elde edilen hakların hem gecikmeli hem de yetersiz olmasına neden olmaktadır. Bu sebeple, SEDDK’ nın özellikle red etme oranları ile davalık olma oranlarının dönemsel ve sektörel olarak karşılaştırmalı bir şekilde izlemesi elzemdir.
Diğer taraftan, SEDDK nın mevcut kadro yetersizliği de dikkate alındığında, mali tablo denetimi bağımsız denetim firmaları üzerinde, faaliyet ve uygunluk denetimlerini iç denetim birimleri üzerinde kurulacak kontrol mekanizmasıyla halledilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, son 8 yılın MTK Yeterlilik Tablosunun dipnotlarda verilmesi ve devam eden riskler karşılığında beklenen hasar oranının %75-80 bandına çekilmesi önerilerimi yeniliyorum.

